BİR DÜNYA TİYATROSU VE BÖLGESEL SAHNE: KABİL’DEN İBRAHİM ANLAŞMALARI’NA İKTİDARIN KADİM DRAMI Mehmet Dulkadir yazdı

BİR DÜNYA TİYATROSU VE BÖLGESEL SAHNE: KABİL’DEN İBRAHİM ANLAŞMALARI’NA İKTİDARIN KADİM DRAMİ
İnsanlık tarihi, en yalın ifadesiyle, biyolojik varlığını sürdürme hırsı ile coğrafi alan hakimiyeti mücadelesinin sofistike bir tiyatrosundan ibarettir. Kabil’in ilk kanı döktüğü o meşum günden bu yana, güç tutkusunun özü ve genetik hafızanın sevk-i tabiisi zerre kadar değişmemiş; Yeryüzü Sahnesi yalnızca kostüm, dekor ve meşrulaştırma senaryolarını yenilemiştir. Dün mızrakların ve surların arkasına gizlenen hırs; bugün uluslararası hukuk, diplomatik antlaşmalar ve bölgesel entegrasyon kılıflarıyla arz-ı endam etmektedir.Doğadaki erk mücadelesi nasıl ki bir aslan sürüsünün av sahasını parseleme ve genlerini geleceğe taşıma dürtüsünden ibaretse, uluslararası sistemin aktörleri de aynı biyolojik kodlarla hareket etmektedir. Büyük Ortadoğu Projesi adıyla cilalanan askeri ve siyasi müdahaleler, esasen sahanın kadim ve yerleşik güçlerini tesirsizleştirme ve av sahasının kontrolünü yeni güç odaklarına devretme operasyonundan başka bir şey değildir. Demokrasi getirme söyleminin altında yatan nesnel hakikat, coğrafi nüfuzun ve stratejik kaynakların yeniden paylaşılmasıdır.Kadim geleneklerde soyun ve hafızanın toprak altında bir ayrık otu gibi sabırla bekleyip varlığını sürdürmesi misali, modern diplomasi de savaşıp çökertemediği yapıları sözleşmelerle teslim alma sanatı geliştirmiştir. İbrahim Anlaşmaları, silahın ve Doğu Akdeniz’deki donanmaların yapamadığını masada icra etme kurnazlığıdır. İsrail’in liderliğinde kurgulanan bu yeni güvenlik ve ticaret şemsiyesi, Körfez Arap devletlerini görünürde İran tehdidine karşı koruma, gerçekte ise bölgesel bir bağımlılık ağına hapsetme hamlesidir. Savaş alanında kan dökerek elde edilemeyen alan hakimiyeti, ticaret koridorları ve diplomatik el sıkışmalarla garanti altına alınmaya çalışılmaktadır.Kuşatılma ve bertaraf edilme tehdidiyle karşılaşan bölgesel aktörler ise açık alanda yenemeyecekleri küresel bloğa karşı coğrafyanın kendi genetik unsurlarını sahaya sürmektedir. Yemen’deki Husi varlığı, tam da bu topraklara kök salmış ayrık otu misali, Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz hattında küresel ticaretin boğazını sıkan asimetrik bir kıskaca dönüşmüştür. Hürmüz ve Babülmendep vanalarının kapatılması tehdidi; sözleşmelerle kurulan yeni imparatorluk tasarımlarının en kırılgan karnını hedef almaktadır.Mısır gibi tarihsel aktörlerin pasifize edildiği, Doğu Akdeniz’in bir kuşatma alanına çevrilmeye çalışıldığı bu karmaşık denklemde; Batılı güçler güvenlik maliyetini bölgesel aktörlerin üzerine yıkma peşindedir. Mekke Paktı veya benzeri güvenlik arayışları, bir yandan Türkiye ve Pakistan gibi ordusu güçlü devletlere caydırıcılık alanı açarken, diğer yandan onları Körfez’in kadim vekalet savaşlarının fiili tarafı yapma riskini bünyesinde barındırmaktadır. Burada sergilenen muazzam ironi, barışı koruma vaadiyle kurulan paktların, aslında yaklaşan devasa bir çatışmanın alan temizliği oluşudur.Nihayetinde; Mekke Paktı’nın kıskacında, İbrahim Anlaşmaları’nın gölgesinde biçimlenen yeni Ortadoğu haritası, insanın o ilk günden beri kurtulamadığı biyolojik ve trajik zaafının tecellisidir. Dünün kardeş katli kanunları, bugün uluslararası paktların diplomatik maddelerinde; dünün alan savunması, bugün füze kalkanlarında ve ticaret koridorlarında tecelli etmektedir. Kabil’den bu yana akan su aynı sudur; değişen sadece testinin biçimidir.Araştırmacı Yazar Mehmet Dulkadir

Yorumlar